31 Ağustos 2012 Cuma

Evin yıkılsın Antalya sıcakları..

İki gündür, Facebook'tan Twitterda şu tarz şeyler okuyorum. Sonbahar geldi, yağmur yağdı, balkonda üşüdüm, çorap giydim, hırka aldım, nezle oldum gibi gibi yaaa ben ne diyim Evin yıkılsın Antalya sıcakları..Ya hiç mi serinlemez hava gerçekten artık eylül ayı geldi. Biz evde utanmasak tuvalete klima koydurcaz insanlar rahat üşüyorlar filan. Güneşten sıcaktan evin içinde bronzlaştım. Sıcaktan bunalan halk plajlara akın etti diye haberler çıkıyor ya tv de burda net görüyorsun plaja akın edenler sonrasında aramızda marsık gibi kapkara dolaşıyor. Şu anda da bunaldım.Sıcak buralar..

kumla oynarken yaşadığım mutluluk

Neden ben bloga fotoğraf koymuyorum dedim ve koydum. Şu sağda bacaklarına kum atıp kendi kendine eğlenen salak benim. işte o benim.

Biraz önce Ayşe Özyılmazel türkülerle veda etti programa, duygulandım tabii

Evet. Artık Ayşe ile Alişan yok. Ayşe veda etti programa. Canımsım, türkü söyledi filan sanırım ne yapacağını bilemedi. Bebeğimsin Ayşe. Neyse saçmalamayı kesiyorum. O değil de ne olacak bu Ayşe, gazeteci,şarkıcı, program sunucusu, her işi bilen kitap yazan filan.. çok ciddiyim ve ciddi konulara değinmek istiyorum. Bu bir kişinin her şeyi yapmaya başladığı dünyadan bir ben mi rahatsız oluyorum.Nasıl bir toplumsal yapımız var bizim len, nasıl bir çözülme filan doğru dürüst entelektüel, gazeteci, düşünür var mı?? varsa neden piyasayı böylelerine bırakıyor. Neden meydan Ayşe Özyılmazellere, Hülya Avşarlara filan kalıyor.Ki Ayşe’de büyüyünce Hülya olacak bak görün. Hülya Avşar kim ya nasıl bir bilir kişi o tüm yarışmalara juri??  Anlamak zor tabi. Eleştirmek kolay.. farkındayım, farkındayım..
Not: Bu yazıyı diğer bloga yazmıştım. sabah sabah buraya da aldım. Nedense..

Romantik misin? Gel bebeğim


  • Ellerinle yaktığın ateşi gözyaşlarınla söndüremezsin! diye tabela gördüm. Tabii burdaki romantiklik duygu yoğunluğu hiçbir yerde yok.Orman bakanlığı, belediye filan hep duygusal işler peşinde.. Romantik misin gel bebeğim böyle yamacıma bakalım tabelalara. 
  •  Ayşe ile Alişan'da bir adam yarım saattir kırışıklık giderici bir şeyler hazırlıyor. Önce avakado, sonra ananas, sonra muz filan sürüyoruz. eziyoruz sürüyoruz yok karıştırıyoruz filan adama bakıp "seni çılgın ne hazırlıyon sen öyle" demek istedim.
  • Benim can dostusum Cerenle vize öncesi bir pazar günü açtığımız ortak bir blog vardı ve beni allah kahretmesin oraya bir şey yazmıyordum, artık yazıcam.Kardeş blog olsun o, ama olmaz onu da ara sıra ben yazıyorum.  Ama belki hem burda hem orda yayınlarım bundan sonra yazılarımı, yada bilmiyorum şimdi ne yaparım. durun adresini veriyorum. TIK

olmadı da..

2 gündür Kaş Patara'da çekimdeydim. Ne yaptım derseniz? Hiç bir bok yapmadım nerdeyse.. o kadar saçma bir olaydı ki hiç sormayın. Film çekme olaylarından soğumak üzereyim. O kadar.. Ne avam işler onlar dedim. İnsan içinden yapılan işin hep saçma olduğunu biliyorsa bilin ki o işle ilgili hiçbir çabası uğraşı olmuyor. Olmadı da. Öyle umursamaz yaşadım. Neyse ki bitti.İşte fotoğrafta oradaki kum tepelerinden, biz de çöl sahnesi çekmeye gittik ya zaten..aman bitti işte.

28 Ağustos 2012 Salı

Profesyonel Fotoğraf Makinesi olan....ve olmayan.

Uzun süredir yaşadığım, üzüntüsünü içimde büyüttüğüm, fakirliğe lanet ettiğim bir olay üzerine yazmak istiyorum bu gün. Evet başlıktan da anlaşıldığı üzere benim Profesyonel bir fotoğraf makinem yok...bu konu üzerinde çok kafa yorduğum için söyle istatistikler çıkarttım.

  • Profesyonel Fotoğraf makinesi olan insanın öz güveni daha fazladır. Makineye olan güveni kendi bedeninde can bulur. Nitekim gerekli gereksiz her yere eşek kadar makineyle gelen insanlar vardır görürüz bunları...  Böyle ottu boku çekmek için dururlar, elleri objektifte denişik ayarlar yaparlar, çektiklerinin çoğunu göremeyiz ama hep süper şeyler çektiğini filan sanarız. Nitekim kendi de öyle sanar. Kısaca gereksiz fotoğraf makinesi kullanımı hat safhadadır. 
  • Böyle özellikleri olmayan makinelere sahip olanlar ki onlar candır, söyle ki böyle tipleri görüp "yaa benim kıytırık makineyi de çıkarmıyım abi yaaa şunlara bak. Ne o canon mu? abi o objektif ne ?? " filan gibi sözler eşliğinde arkadaşlarını izler, gereksiz makine kullanmaz. Kullandığında da pek ayarı olmadığından artislik yapamaz. Çeker geçer..
  • Profesyonel Fotoğraf makinesi olan insan zengindir. Muhtemelen tripodu da vardır. Ama diğerinin tripodu olmaz fakirdir o fakir.. "Tripod alsam bu makineyi mi takcam amk ne tripodu??" der ve almaz öyle şeyler..
  • Ama acil durumlarda hep profesyonel makinesi olmayan kazanır. Nitekim sınıfta hoca fotoğraf makinesi olan var mı yanında dese hep o çıkarır verir. Makine hafiftir. Çantanın bir köşesinde unutulmuştur. Ve hızır gibi yetişen o makine olur.
  • Sonra Profesyonel makinesi olmayan insan hep umutludur, hayalperesttir. "Şimdi güzel bir makine alsam. Ne stopmation'lar çekerim. Kısa film çeker yarışmalara gönderirim...vs vs" bir sürü hayali vardır ve hepsi makinesinin olacağı o muhteşem günü bekler. Hiçbir projeye başlamaz, başlayamaz. Profesyonel makinesi olan ise "Yaaaaaaa abi kim uğraşcak onlarla der oturur" gerçekçidir. Sonuç ikisinden de deli filmler, stopmation'lar yapmaz. Sonuç sıfır..
  • Profesyonel makinesi olan insan daha populer olur. Profil fotosunu zırt pırt değiştirir. Paylaşımlara doyamaz. Dikkatleri üzerine toplar. Diğerinin ise nerdeyse vesikalık olmuş bir yada bir kaç fotoğrafı olur.Kitlere o kemikleşmiş fotoğrafla seslenir. Fotoshop biliyorsa bir süre renklerle oynayıp olayı idare eder ama ehh işte o da bir yere kadar...
  • Profesyonel fotoğraf makinesi her şeyden önce yeni aşklara yelken açmanızı sağlayabilir. Sevdiğiniz kızın veya oğlanın güzel fotolarını çeker "Aaaaaaaaa bak nnegüzelll çıktın" deyi iletişime geçebilirsiniz. Ama bildiğimiz digital makinelerde bunu yapamazsınız. Genelde de kavga sebebidirler. Mesela başıma gelen bir durum " Yaaaaa özlem salak mısın sen, fotoğraf çekmeyi bilmiyor musun? ne biçim çıkmış maket nerenle çektin?? " ve bendeki atar. " Aaaa yeter ama çok biliyorsan kendin çek gerizekalı bulanık çıkıyor işte."  gibi muhabbetler. Sonuç arkadaşları proje başında birbirine düşürür, yuva yıkar bu makineler.
  • Profesyonel makinesi olup da fotoğrafa meraklı olanlar bu konuyla ilgilenenler sanatçı olurlar, makinesi olmayıp bu konularla ilgilenenler sanat eleştirmeni olurlar. Net..
NOT : Şimdi bu yazıyı okuyup, benim makinem var ama ben böyle değilim, yani iyice saçmalamış.. filan gibi eleştirilere girmeyin.Herkes böyle değil ben de biliyorum.

27 Ağustos 2012 Pazartesi

Christian Bale'e karşı boş değilim.

  • Herkes hayatının bir döneminde Flash Tv izlemeli bence. İnsanın ufkunu açtığını, hatta bir daha kapatmadığı düşünüyorum. Sonra da o derinlikte bir ufukla ve zihinle 21.yy da yapılabilecek en mantıklı şeyi yapıp sürekli oynuyorsunuz.
  • Bir ara sakızın içinden çıkartma, cipsin içinden para, çikolatanın içinden oyuncak çıkardı. Şüphesiz dünya daha sürprizlerle dolu bir yerdi. Şimdi ise sadece sosyal paylaşım sitelerinden niteliksiz insan çıkıyor. 
  • Velvet Goldmine filmini izleyip de o çekimler ne demez mi insan ? Böyle gereksiz zoomlar filan.Filmi kurtaran tek şey oyuncular Ewan McGregor olsun,Christian Bale olsun ,Jonathan Rhys Meyers filan .. Bir de filmin kahramanı kim? Kim ya kim??? çok ciddiyim kahraman karmaşası var bence.
  • Christian Bale'e karşı boş değilim. Bu da burdan biline. 
  • Bir de şarkı paylaşayım.TIK Heleheleloy. 

Derdimi sıkıntımı twitterda yaşayan insan olmak istiyorum. Net.


  • Bu gün hayatımın en berbat günlerinden biriydi. Aklıma geldikçe sinirleniyorum. Bir de niye sinirleniyorsam gün bitti len bitti hacı hey hoo..
  • Bazı insanları hiç anlayamıyorum gibi klişe bir sözle bu günkü yazıma devam edicem. Anlamıyorum. Anlamak zorunda da değilim. O zaman bu atarım kime??? ve ben kimseye kızmıyorum kendime kızıyorum  diye devam ediyim tabi bir de  bu var  klişe ...bunalrın arkasından ayağını yorganına uzat desem kimse ne diyorsun demez.
  • Derdimi sıkıntımı Twitterda yaşayan insan olaydım ben dedim denicem len. Ne olcak kim ne dicek? Kim ne desin? ben nerde yaşıyorum aaaaaaa???
  • Ekonomi muhabiri olaydım ben. 
  • Yukardaki fotoğraf "Yakın arkadaşlarım ve Ben" hangisi sen derseniz şu yerde davul çalan haaa o.

25 Ağustos 2012 Cumartesi

Zamansız zaman tüneline geçtim, mutsuzum..

Evet zaman tüneline geçtim. Facebook'u kapatmayı bile düşünüyorum o kadar. Ne saçma bir uygulama o, böyle garip boktan şeyler su yüzüne çıkıyor filan Nuh zamanından Nuhla çektirdiğin fotolar mesela..Ben öyle kolay değiştirmem bir şeyleri (bknz profil fotoğrafım.) Sanki kimlik fotoğrafı değiştir demi ama yok. Bir ben varımdır profil fotoğrafına kimlik fotoğrafı muamelesi yapan salak.. Daha profil fotoğrafını değiştirmeyen insan zaman tüneline geçer mi? geçmedim tabi. geçirildim.Öfkeliyim...
Bu yazının vermek istediği ders ise: Facebook kötü bir yer girmeyin.Bu yazıdan sonra da eminim kimse girmez. Sayemde Facebook tarihe karışcak...

Hmmm

Biraz önce bir blogda bir yazıya yorum yaptım ve yukarıdaki gibi bir şey çıktı.Lütfen bir robot olmadığınız kanıtlayın. asdfghjklşasdfg bu ne len ne robotu... dedim dedim dedim de Sonra altta çıkan saçmalığı yazdım eşleşmedi, sonra tekrar eşleşmedi. Anlıyacağınız ben bir robotmuşum.Yapamadım.Zaten ben şu bir şeylere bakıp yazma işini hiç yapamazdım. Sebebi buymuş.

24 Ağustos 2012 Cuma

Karpuz & Kavun


Böyle herkes yaz ile ilgili bir şeyler yazarken hep KARPUZ diyorlar. Herkeste bir karpuz sevgisi var. Bende çok severim, tamam ama KAVUN'un hakkının yenildiğini düşünüyorum.Kavun ile ilgili en populer şeyler meyveli sodalarda kavunlu bilmem neli yada kavunlu dondurma filan.... Lütfen yaaa o da yaz meyvesi..
Ayrıca bakınız şu ya nedir? bu karpuzun düştüğü durum içler acısı değil midir??.

Bir Süper Kahraman Portresi..

Bu günkü yazımda sizlere bir Süper Kahramandan bahsedicem.Kendisini tanıma şansına erişmiş biri olarak bu yazıyı yazıyorum.Şu sıralar Eskişehir'de ki evinde mütevazi bir hayat sürüyor. Yakın arkadaşlarından biri olan ünlü mimar ve tasarımcı Fuat Ziya ( Kendisi FZE holding başkanı) Cereni şu sözlerle anlatıyor. " Ceren guzuuuuumm ya bebeeeeeeemmmm "  Yine yakın arkadaşlarından Mimar akademisyen  yönetmen, ve türlü saçma işler yapan Özlem Gök Ceren için "O en iyi arkadaş, Ünlü mimar, aşcı, maket ustası,sabah şekeri,çaycı, tasarımcı,DJ, reklam yazarı,hayvan sever,tarçının annesi, kısa film yönetmeni, oyuncu, worshopların aranan yüzü, Ogü'nün parlayan yıldızı,bilgi yarışması dehası, Twitter'da bir fenomen..." diyor ve üşenmeden şunları ekliyor:

  • Cerenle ben deli birbirimizi gaza getiririz. "Hadi şura gidelim, bunu yapalım, he ya hadi" gibi  sözler  çerçevesinde çok dersi bırakıp içmeye gitmişliğimiz vardır kendisiyle. Sonra ders çalışırken twittera girmeler, youtube'a takılmalar Mesela sınava çalışalım diye buluştuğumuz gece 3'e 4'e kadar film izleyen insanlarız biz.Yanlış anlamayın çok iyi çalışırız kendisiyle.
  • Yer yer yaptığımız işin anlamsızlığında karar kılıp Dj olmak isteriz. "Ya kızım alasen ne mimarlığı ya ne konsepti böyle bir şarkıya dıstıkdıstık bir şeyler yapalım, bak dj olalım, eğleniriz filan hem plajda konserler boşver maketi yatalım biz." gibi gibi konuşmalar..
  • Bir de  Ceren çok zeki bence. Şöyle durumlar oluyor: " ya okula gitcem, fatura yatırcam, bilmem ne alcam, bir de kütüphaneye gitcem yok şunu da yapcam" gibi gibi içine düştüğüm zorlu denklemlerden hep o beni kurtarır. "Özlem bak şimdi önce şunu yap yoldan geçerken şuraya uğrarız, bunu da okulda yaparsın sonra beraber bunu şunu yaparız der" ve denklemi anında çözer. Benim gözlerimde bir hayranlık parıltısıylan evet derim.
  • Garip şeyler yaparız.Mesela sabah 6'da ilk tranvayla seda'dan eve gider, hazırlanır sabahın köründeki derse yetişir,sonrada kahvaltı yaparken derse geç gireriz.Biz derse yetişmeyi değil derse yetişme ihtimalini seviyoruz. Ya da Statik dersi için Bağlardan Odunpazarına kadar yürüyup,(yokuş dahil) sonra ayy çok yorulduk diye statik dersine girmeyebiliriz.
  • Gece yarısında  facebook'tan konuşup (tüm gün beraber olduğumuzu da belirtiyorum). Gecenin bir yarısında aklıma bir şey geldi hadi bana gelsene diye gece yarısı birbirimizin yanına gideriz.
  • Şehircilik dersi çalışmalarımızda mesela eve gidip yemek yapıp, dizi eşliğinde maket yapmak filan gibi şeyler vardı.Bu kim şimdi bu kadın şu adamla mı evleniyor? bu kadın kim gibi sorularıma bıkmadan hem maket yapıp hem cevap verebilen yegane insandır Ceren...
  • Ben ki sınav haftasından önce kendisini içmeye, kısa film çekmeye, ve uzun yürüyüşlere götürdüm bana mısın demedi.
  • Biz birbirimize deli laf sokar tartışır kavga eder ama yinede o masada beraber yemek yeriz.
  • Doğal gaz kesik evde battaniyelere sarılır sanat filmi izleriz.Kıçın donuyo demi ne sanat filmi. ama biz yaparız.
  • Bu ve bunun gibi bir çok şey ve Ceren. İyi ki varsın.Seni çok seviyorum.Çok klişe cümleler biliyorum ama kim demiş klişeler kötüdür diye.
Yazımıza burada son verirken son olarak merak etmeden duramıyoruz bir insan bu kadar özelliği bünyesinde nasıl barındırır??

23 Ağustos 2012 Perşembe

Peki şimdi ne olacak??


Aslında bende Arif beye talibim, ama o Aysel hanımı seviyor.Ruhi beyinde gideri var tabii..

alayına isyan topuna rest..

Herkeste pek bir atarlı dostlar, kıçıkırık film için garip insanlar atar yapıyor bana. Bir şeye bakıcam diyorum bir yerin internetten adresi gibi bombok bir mevzu ve cevap şu "Bak o zaman, ben dışarı çıkıyorum. Atarsa atsınlar, gelmezsen gelme" filan bu ne dedim neyin tribi bu??? ama inanın benden beklenmeyen bir performans sergileyerek susuyorum.Susunca daha çok sinir oluyorlar gerçi. Saçma senaryo, garip ekip bende görüntü yönetmeniyim. İnsan bir şeyden çok nefret etmesin başına geliyor. Arap baharı bir film... benim hayatta çekmem dediğim bir şey bir de, hani yüreğimizi sıcacık hislerle dolduran, suya sabuna dokanmayan bir proje, bu da yetmezmiş gibi yeni nesil arap kültürü sempatisi ve bende bıraktığı his = ölümüne nefret. Keşke kurtulabilsem bu gruptan.Ahhhh ya HELP ya  lütfen... iyice mala bağladım ben hikaye çölde geçiyor, arapça diyorlar, kıyafet diyorlar, sarık diyorlar, ben alayına isyan topuna rest durumdayım şu an..

İnternet ortamına zorla bırakılmış babaanne sendromu


Bu gün ne kadar mal bir insan olduğumu anladım. Nasıl mı? Blog izleyicilerime bakarkene kendi blogumu kendim izleyerek bir ilke imza attım.İnsan nereyı tıkladığını bilmez mi? düzelsin diye türlü ayarlar yaptım filan yok yani uzun süre düzeltemedim.Sonra fesbukusumda zaman tüneline geçmişim zoraki zorla.. ona kapak fotoğrafı koyayım dedim adam gibi yapamadım.Böyle bazen internet ortamına zorla bırakılmış babaanne gibi hissediyorum kendimi.Böyle bir program kurmaya çalışıp yapamadığımda sinir krizi geçiriyorum, bir şeyler açılmadığında King Kong oluyorum filan

22 Ağustos 2012 Çarşamba

Kendimi şanslı hissediyorum


  • Google'in bana kattığı şeylerden biri kendimi şanslı hissetmek, Bir de "Bunu mu demek istediniz"diyor ve benim doğru düzgün yazamadığım şeyi yazıyor filan inanın çok seviniyorum. "Aslında ben ne demek istediğimi bilemedim Google iyiyki varsın kendimi şanslı hissediyorum." diyerek tüm bu opsiyonları cümle içinde kullanıyorum.
  • Yapacak çok işim olması, hiçbirini yapmıyor olmam, 3 gündür yer yer alışveriş merkezine gidip ihtiyacım olmayan şeyler almam da çok hoş, o zaman alkışlar bana gelsin. 
  • Yaz boyu pek bir şey yapmayan kızın dramı diye kitap yazıcam.Otobiyografi olacak tabi ki.


21 Ağustos 2012 Salı

depresyon oldum ben



Öyle böyle değil çok sıkılıyorum ben.Son iki saat içerisinde hiç bir şey yapmadım.İnsanı sıkan boş işlerle uğraşmak değil, boş işlerle uğraştığını bilmek. Ve hiçbir  şeyin yeterince önemli olmaması yada yeterince önemli görünmemesi durumu. Depresyon oldum ben.Namaz öğreniyorum Spider-Man.

20 Ağustos 2012 Pazartesi

Biçim ve İşlev tartışmasına benim de bir katkım olsun..


  • Böyle ben bok yeyim. Dünden beri her şeyi yemekten, içmekten mide fesadı geçircem. Sabahları kahvaltılar çaylar, kolalar, tostlar, bir de tatlı filan yiyorum.Sonra karpuz,armut, kavun gibi mevsim meyvelerinden yiyerek çıtayı yükselttim, tehlikeli sularda yüzüyorum.
  • Bu gün bayram ziyaretleri sayesinde Leyla ile Mecnun izledim, Ne güzelmiş yaa bile dedim. 
  • Şüphesiz ki  bazı İnternet Radyoları çok güzeldir. Çoğu radyo ise endüstriyel müzik dünyası içinde kaybolmuş, ve evire çevire aynı şeyleri çalmakta.
  • Bu gün "Acelesi Olanlar İçin 99 Klasik Film" isimli bir kitap gördüm. Acelesi olan insanın klasik filmle işi ne hacı? Neye acelesi var bu insanların? O değil de garip kitaplar var piyasada böyle dışı ölümüne renkli kadın resmi filan olan genelde pembe onu elde etmenin bilmem kaç yolu, yok efendim alışveriş tutkusu, eski sevgili.. bıkbıkbık gibi isimleri var, onları ne yapcaz onları??
  • Raflarda "İncir Reçeli" ve "İncir Çekirdeği" filmlerini görüp "Türk İnsanının İncir ile İntihanı" başlıklı bir kitap yazabilirim diye düşündüm veya "İncir ve Toplum" da güzel isim.
  • Sonra efendim bir dergide Biçim ve İşlev tartışması ile ilgili bir şeyler görüp.Düşündüm,düşündüm... Biçim ve İşlev tartışmasına neden benimde bir katkım olmasın ki? Neden bu tartışmanın içine girmiyorum, neden olayı farklı boyutlara taşımıyorum dedim. Ve "Biçim İşlevi siker" bence.
  • Bu günün şarkısı budur TIK   (günün şarkısı işine girdim. Klişeyim anam klişe)

Bayram Ziyaretleri

Bu gün bayram ziyaretlerinde bulundum. Artık kimse harçlık vermiyor.Koskocaman insan oldum, gelecek yıl üniversite bitiyor ama gel gör ki bu bünye hala harçlık verseler diye umuyor. Artık geçti, benden geçmiş..

*Benimle yaşıtların çoluk çocuğa karışması ile ilgili tüm söylentiler yalan.Ne çocuğu bok yani.

19 Ağustos 2012 Pazar

mesela bu gün..


Bir Ramazan ayını daha geride bıraktık.Aklımda kalan görsellerden biri bu. Tabi bu da neyin kafası diyor insan.Ne insanlar var yaaa. Son bir ay içerisinde neler yaptım diye düşününce, Eskişehir'e gittim geldim, atölyeye başladım,hiç kitap okumadım mesela, bir sürü film izledim de Demir Lady'i iki kere kaçırdım sinema tv'de.Türk filmlerine olan sempatim arttı.Mesela bu gün Atlıkarınca diye bir film izledim.Mimarlığın M'si ile ilgilenmeyen bu bünye sonra bunun acısını çeker diyorum ya hadi bakalım, hadi bakalım..

18 Ağustos 2012 Cumartesi

Bu çocuk benim

Bu çocuk benim ve çok tatlıyım.Kırmızı kadife pantolonum filan var, çoraplarım ayağımdan çıkıyor. Zaten küçükken sorun değil midir? Topuğu ayağa oturmayan çorap,belden düşen pantolon, senelerce giyilen süveter,sırta koyulan havlu filan..
ve kardeş. Böyle hayal meyal hatırlıyorum.Kardeşin doğdu filan dedikleri zamanı ben uzun süre komşuda kalmıştım.Sonra gördüğüm zamanı da hatırlıyorum. Öyle küçüklüğüme dair ilk hatırladığım şey bu sanırım.

Onlarda kıyak tiplerdi, takılıyorlardı.


  • Şükran Moral'in işlerine göz gezdirip "Hmm" yaptım bu gün. Şu fotoğrafta çok güzel değil midir? 
  • Şöyle bir afiş gördüm. Antalya'da Salvador Dali diye bir mekan açılmış. Ama komik olan bu değil afiş "Arda" Her cumartesi Salvador Dali'de yazıyordu. Arda'da orada Serdar Ortaç şarkısı filan söylüyordur, kop kop bir mekanın adı neden Salvador Dali olur?  
  • Şöyle bir site buldum Annem ve Babam diye eski fotoğraflar yüklüyorsun. Zaten sitede de söyle yazıyor. "Onlarda kıyak tiplerdi, takılıyorlardı". Ben sevdim iyi fikir eski fotolar filan..
  • Şu yaprakları çevrilen dini takvimlere ne denir? hani böyle doğan çocuklara filan isim önerir. Erkek:Ali Kız:Ayşe filan gibi neyse bence Hadisenin adını o takvime bakıp koymuş olabilirler. Erkek:İmdat Kız: Hadise gibi gibi.. komik değil olmak zorunda da değil.
  • Şu an mahallede düğün var ve "Çekirgeyi salıverdim çayıra ot koymadı koyun ile kuzuya" parçası çalıyor.Koyun ile kuzuya ot koymayan çekirge bir korku unsuru değil midir? Söğüt dalına yuva yapan manda ile yarışırlar.

17 Ağustos 2012 Cuma

Never Let Me Go


Dijital kültür dersi gibi muhteşem bir ders için okuduğum kitaplardan biriydi. Ve nasıl güzel bir kitaptı.Filmini de izledim de tabi ki kitabından sonra sevmedim, sevemedim. Bir de Türkçe basımındaki kapak resmini ne lütfen...Neden böyle bir şey yapmadınız ki kitaba YKY haaa neden  ?? Bir de bu şarkı Never Let Me Go..

16 Ağustos 2012 Perşembe

Twitter'ı laf sokma aracı olarak kullananlar, yapmayın..


Böyle herkesin Twitter adresinin altında blog adresi var  özellikle hatunların ve blogları paso romantik şiir, aşk tanımları, Turgut Uyar şiirleri (ki severim ben de) romantiklik blog tutmak için bir neden olmamalı, aşk acısını ilan etme yerleri buraları değil, olmasın da diyorum. Facebook'u insan takibinde, Twitter'ı ilişki bitiminde laf sokma aracı olarak kullanan nesilin bir ferdi olarak sesleniyorum. Yapmayın tamam mı? Hoş değil.
*Yukarıdaki fotoğrafı Twitter açtığım gün çektirdim.

ve ikinci gün..çıkar ayakkabılarını

Bu gün oyunculuk atölyesi vardı. Ders 11.00 da başlıyor, işte dışarıda çay içtik filan derse girelim dedik. 300 kişilik konferans salonundan içeri girer girmez bir alkış, Hoşgeldiniz hoşgeldiniz hadi sahneye hadi hadi diyen bir kadın sahnede arkada bir müzik kadın zıplıyor hopluyor. Ayça dönüp bize demiyor demi?? Lütfen ya biz olmayalım. deyi konuşurken ne bakıyorsunuz size diyorum hadi hadi dedi neyse çıktık sahneye. Ölüm gibi herkes sana bakıyor kadın dans ediyor. Bana dönüp çıkar ayakkabılarını dedi.Heyyyt hoooo ne filan diyemedik Hadihadi çıkarın diye bağırdı. Ayça "Sebeb? " dedi gerçi ama bize cevap vermedi bile.Ama üzülüyorum hadi diye tekrar bağırdı  " Neden? ki?? " diyebildim. Sonra kenarda ayakkabılarımızı çıkarıp sahneye çıktık. Tabi bizim gibi geç kalan 10-15 kişi daha çıktı. Herkes şaşkın sonra sahneye dağıttı bizi ve " Ben derse geç kaldım, erken gelen arkadaşlarımı beklettim özür dilerim. Beni affetmeleri için onlara bir dans gösterisi yapıcam" diye bağırtırdı. Zaten dans gösterisi lafını duyunca hsktir dedim. Sene içinde sen dalga geç milletle juriler de dans gösterisi hazırladık de al başına gelsin ve bizi orada dans ettirdi.Bir daha hayatta geç kalmam yeminle hiçbir yere geç gitmem gidemem korkarım ve çok ciddiyim.
Sonra kağıt çektik çıkan şeyleri yaptık mesela öl daha iyi.Bana allahtan "GÜL" çiktı güldüm geçtim. Ama uygulama şu: önce sen yapıyorsun. Sonra salondaki herkes. Mesela onca insan çığlık attık deli gibi etraf çınladı.Sinirlen Gül Sarıl Kahkaha at filan. Meditasyon yaptırdı. Bu gün günlerden mucize ben mucizeyim. Kendimi seviyorum, mutluyum..filan dedik ama çok garip mutlu olduk deli deli güldük. Böyle biriyle tanışmak, gerçekten çok güzel bir şey ve keşke etrafta böyle insanlardan daha fazla olsa dedim.Öyle o kadar pozitif enerji dolu filan ağzın açık kalıyor. Geliyor sarılıyor, birden zıplıyor böyle anlatınca olmuyor fakat gerçeği çok tatlı.
Dersin ikinci kısmında yok ayna olduk, yok ağaç olduk resim çizdik böyle ilginç yaa keşkebu kafayla yaşasam dedim kadın nasıl mutlu, neyin kafası bu ? ne güzel bir insansın sen diye ayrıldık atölyeden.

Hayatımın en saçma iki gününü yaşadım ve birinci gün


Kısa Film Atölyesine gittiğimden bahsetmiştim işte Engin ve Emre hoca bu gün size iki sahne vericez ve onları çekeceksiniz dedi.Çekim senaryosunu verdiler. Söyle Bir kadın takip ediliyor, arkadan bir adam, sonra kadın tedirgin wc ye giriyor. Adam da arkasından giriyor. Kadın yüzünü yıkarken birden adamı arkasında görüyor bitiyor filan. Sonra sınıfı rastgele gruplara ayırdı.Ayırmaz olaydı. Atölyede bulunan en saçma kişilerle aynı gruba verdi bizi hoca.Atölyenin en yaşlıları ve biz.Cemal beyin ekibinde olduk. Böyle söyleyince komik  " Benim favorim Cemal bey, ama Musa bey de çok hırslı" gibi kulisler yaptık kendimiz. Grup şöyle teyze1,teyze2,teyze3,.......teyze6 ve biz. Cemal bey ise 72 yaşında tiyatrocu.Yönetmen Cemal amca oldu. Ve ilk sözü "siz çocuksunuz kenarda izleyin" hadi neyse de bir de o kadar dediğim dedik bir adam ki hiç sormayın o dakikalar anlatılmaz yaşanır.Neden buradayız biz?? Gerçekten neden ya neden???? Bu saçma insanlarla ne yapıyorum ben???? Git kızım git?? Hadi gidelim de yapamadık kaldık. Bazen hissedersiniz ya saçma bir saygı sevgi vardır. Dinlenmezken, adam yerine konulmazken kenarda durup yaşına hürmet susarsın, gitmezsin,kızmazsın böyle hiçbir şey yapmazsın filan.. Neyse başkalarının 3 saatte çektiği sahneyi 10dk da çekerek bir ilke imza attık çünkü Cemal amca ne gerek var diye çekmedi. Teyzelerde bir hevesle her role girdiler, kadın adamı takip etmedi kadın kadını takip etti sahne 30sn de bitti.Vay ben öleydim dedim.Bir de Cemal amca bizi "genç" olarak grubuna dahil etmeye çalıştı, ben kızlarımı bırakmam tarzı sempatik tavırlara girdi."Şimdi kızlar gerçek film için seneryo yazmayalım diyorum."   EEEEE ne yapcaz??? "Benim hayatımı çekelim." 
Pesss dedim pesss  bee cemal amca pessss bir de numaramızı aldı. Defterin başında filmcilik yazıyordu ki bu yazıyı görüp nasıl atölyeyi bırakmadım ben.
Sonra  bir karar aldık gruplar kesin belli olunca eğer teyzeler + cemal amca ile aynı grupta olursak hiçbir sey olmamış gibi atölyeden çıkıp bir daha da geri dönmemeye karar verdik.
- Jet ski ile kaybolmak istiyorum özlem.  -bana uyar.
gibi konuşmalar geçti aramızda. O anlar ve çağresizliğimiz.Teyzelerden kaçmak için numaralarımız.
"hımmm Ayça hımmm biz dışarı mı çıksak ayyy acıktım hıı???" 
"yeni çıkmadık mı?? hmmmmm evet çıkalım, hmmm öyleyse ne duruyoruz haydi dışarı çıkalım" şeklinde hayatımızın en yapmacık konuşmaları filan. Teyzelere" hımmm evet görüşürüz demem" ve Ayça'nın
"ne görüşüyon neee? zor kaçıyoruz teyzeden sen hala görüşürüz??? nee ne??" diye terslemesi beni. Tüm bunlar olurken birinin sahneye çıkıp -sinemayla ilgili duran genç bir adam - "biz sanat ekibine iki kişi arıyoruz. Görüntü yönetmenliği yapabilecek?" demesi  ve  o an Ayçanın bana bakıp "kalk gidek kalk kalk kaldır elini" deyip  heyecanla kaldırıp "biz oluruz biz dememiz yetmemiş gibi ben mimarım ben.... sanatçıyız biz diye bağrışmamız ve adamın evet demesi o anki mutluluk yok böyle bir mutluluk.

14 Ağustos 2012 Salı

Caz sever miydiniz?

Bir de bu şarkıları dinliyorum bu gün. Ruh halimle filan alakası yok tesadüfen açıp değiştirmediğim şarkılar. Nedense bu gün daha bir güzel geldiler. TIK bir de bu çok güzel TIK

gerçekten öyleyse

Keşke daha çalışkan biri olsaydım diyorum bazen. Böyle başladığım her şey yarım kalmasaydı. Başım arıyor yine,geçen yıl hocanın biri bana şey demişti "Özlem sen yaşamayı bilmiyorsun, hayattan zevk almıyorsun" tam olarak bunu dedi ve ben böyle çok kızmıştım ki içimden sana ne len sana ne bende senin hayatından keyif almam filan diye atarlara gelmiştim. Şimdi düşündüm de ya gerçekten öyleyse.ve ben yaşamayı bilmiyorsam.

13 Ağustos 2012 Pazartesi

Buradan tüm Letonyalılara sesleniyorum

Şimdi Blogger kullanıcıları böyle bir istatistik var mı  vee doğru mu? Bu benim blogun bilmem ne tarihleri arasında görüntülenme durumu ve ülkeler ve giriş sayısı gibi bir bok, Ama beni yiyorlar sanırım. Çünkü benim blogu bilen yok okuyan az, bakan az, böyle  bu neyin kafası? Rusya Almanya filan neyse de Letonya nerden çıktı mesela?? Artık önümüzdeki günlerdeki amacım Letonya'lı okuyucu sayımı arttırmak Burdan  beni okuyan iki Letona ( böyle mi denir acaba Letonyalılara Letonu ben uydurdum da) de kucak dolusu sevgiler.
 "Ten points goes tooo Latvia.."  ve "dievs, sveti latviju " Tanrı Letonya'yı korusun demekmiş, ayrıca Letonya milli marşının da sözleri.Bu kadar yalakalık da fazla tabii..

Ayyyyyy çok güzellllll..

Gün içinde yatıp bir 3 saat uyuduktan sonra daha sağlıklı düşünmeye başladım.Ne mi düşündüm?? söyle şeyler:
  • "Seni öldürmeyen şey güçlendirir" söz grubu klişenin daniskası değil midir?Dergilerde söyleşilerde, başarı öykülerinde filan -Ama yeter canım.
  • Sınavda Türkiye bilmem kaçıncısı olan çocuklardaki iticilik kimsede yok bence. Hem tv izledim, hem çalıştım hem eğlendim sosyal biriydim bıkbıkbık.... diye anlatırlar filan ya hep içimden sorduk mu ne yaptın diye salak diyorum ??
  • Sonra Hande'nin de dediği gibi - Savaşa gitmeden son bir kez Batman’in dudağına yapışma gafletine, delaletine ve hatta hıyanetine düşen Kedi Kadın karakterini kim yazdıysa, bu nasıl bir klişedir diye sormak istiyorum.- demiş. Bence de ya.. bu ne karın ağrısı dediydim sinemada, yalnız değilmişim.
  • Sırf tabelalarda ne yazıyor ki diye Rusça öğrenmeye karar verdim.Alışveriş merkezinde her şey Rusça yazar mı?? Ne biçim bir yerde yaşıyorum. Bok.
  • O değil de plakların tekrar moda olmasına ne demeli?.Plak eskiyi çağrıştırır Müzeyyen Senar'ın plaklarını yeniden basmak hoştur, nostarjidir, güzeldir. Ama 2012'de çıkan bir albümün plağının olması hangi aklın ürünüdür.Dün Sibel Can plaklarını gördüm. Akla zarar bence.
  • Evim evim güzel evim, Evim şahane yada bu isimle yayınlanan her programdan nefret ediyorum. Mesela bu gün izledim biraz, Mimarımız geliyor, "elinize sağlık ustalar aynen projedeki gibi olmuş" diyor da hacı eve niş yaptın sadece ne projesi.... Aksesuarları evin hanımı seçiyor bir de .Mimarın yaptığı iş boktan odayı bok etti hadi neyse de dünyanın en alakasız aksesuarlarını alan evin hanımı ne yaa.."Ayyyyyy çok güzellllll" tipi tepkiler veriyorlar. Yaklaşık 10bin tlye odanız yenilendi. Alın götünüze sokun demek istiyorum gerçekten. Ben öyle mimarın da içine sıçayım. Akrabalardan evimizi yeniler misin dekorasyonda yardım eder misin tarzı teklifler alıyorum.Ölümüne korkuyorum.Çünkü televizyondaki adamla aynı düzeydeyim onların gözünde hatta televizyondaki adam > ailedeki mimar ( çünkü o televizyonda)
  • Son olarak yer yer Dj olmayı düşündüğüm doğru.


Bu neyin hüznü demezler mi??


Akşam böyle bir fotoğraf buldum.Ne aradığımı da hatırlamıyorum şimdi ama böyle bir baktım düşündüm. Neydi derdimiz? Sıkılmıştık filan de, atarlı mıydık ki??.Birinci sınıfta olmamız sebebiyle belki, bilmiyorum daha seksi pozlar verme peşinde olmadığımız zamanlar, hatta bu kadar hüzünlü tek fotoğrafımız.İlginç tabi.

12 Ağustos 2012 Pazar

Happiness??

Amerikan Güzeli ile ilgili bir film eleştirisi okurken adını sürekli duymam üzerine izlediğim film. Nasıl karakterler onlar yaaa, Amerikan aile yapısı üzerine bir eleştiri, ve çok ağır gerçekten bazen yuh dedim. Hele buradaki aile babası,Amerikan Güzelin'deki Kevin Spacey'nin kızının arkadaşına sarkması konseptini ters yüz edip, 11 yaşındaki oğlunun erkek arkadaşlarından ikisine tecavüz ediyor olması , bunu oğluna itiraf etmesi, yine filmin sonlarında oğlunun babasınla konuşmasına filan yok artık dedim.Ki konuşma şöyle - baba, beni hiç siktin mi? - seni sikmektense osbir çekmeyi tercih ederim. Adı dahil bir çok şey ironik, rahatsız edici bir film Happiness

25tl'ye satılan oje var mesela

Bu gün yine dışarı çıktım. Dünyam bomboş sanki. Ayça ile dolaştık. Fotoğraf makinelerine, kıyafetlere ıvır zıvıra baktık,fotoğraf çektik, film senaryosu üzerine düşündük,durup durup o değil de bu film nasıl çekilcek?? diyerekten yakındık.Ayça'yı beklerkene girdiğim kozmetik mağazasında bir oje beğendim koyu yeşil deli yeşil çok güzel aldım elime kasaya gidiyorum. Sonuçta oje hacı ne kadar olabilir??? 5tl mi 6tl mı neyse parası veririm artisliğindeyken, kasada kadının 25tl demesi (yanlış duymadınız 25tl'ye oje satılıyor bu coğrafyada) ve benim o ojeyi tekrar yerine koymamla yaşanan hayal kırıklığı, üzüldüm mü hayır ya şaşırdım ne abi o?? Sonra bir cüzdan beğenip cüzdanın 175tl çıkması allahtan bunu hemen gördüm elimi eteğimi çektim, anlayacağınız eli boş döndüm.Sonra Ayçayla şuna karar verdik bu yarışmayı kazanmamız lazım para bulmamız lazım bizim, para para.... işte o zaman o ojeyi alıp yere atıp kırmak suretiyle rezalet çıkarmayı düşünüyoruz.

on yıl önce


Bu benim günlüğüm, ilkokul günlüğüm ne güzel defter demi yaa?? Bunu göstermek için paylaştım. Dün buldum bunu dışı o kadar  güzel, içi o kadar salak ya. Ne geri zekalı dertler onlar ingilizceden guiz var ne yapcam ben gibi saçma sapan dertler.Bu gün okulda şu var ayyy uffff salak filan tarzı yazılar. Ama tarihler 2002-2003 filan yani on sene önce salakmışım net.

11 Ağustos 2012 Cumartesi

Hangi kamera yayında ki??

Biraz önce hiçbir şey yapmıyorum tarzı şeyler yazdıktan sonra, "o zaman ben biraz uyuyayım" diye müthiş yaratıcı bir karar aldım.Neyse kardeşim de televizyon izliyor filan uzandım hazır klimada çalışıyor mis gibi dedim.Sonrası söyle cami avlusunda böyle çimlerin ortasında altın varaklı bir koltukta oturuyorum yanımda sarıklı bir amca var hoca efendi işte program sunucusu filan ve ben iftar programı yapıyorum.Ne alaka ben dimi yaa ne işim var orda??? Ama rüyada gayet sakin oturuyorum halimden memnun hocayı dinliyorum.bir taraftan da hangi kamera yayında acaba diye düşünüyorum, nasıl açıyla çekiyorlar onları kontrol ediyorum."Hocam siz ramazanda iftarı, sahuru camilerde yapanlar için ne diyorsunuz?" diye soruyor sunucu ama bana diyor hocam diye ben biraz şaşırıp tebessüm edip, "Camiler Kabenin subeleridir, hepsi bir ibadet şebekesinin parçalarıdır". diyorum laflara bak bendeki.... sunucuda "aynen hocam" diye beni onaylıyor.Sonra ilahiler okunuyor allah allah filan derken uyandım ama ilahi sesi hala kulağımda, tabi ki gençler benim salak kardeşim iftar programını açıp odasına gitmiş.Bende uykuda duyduğum seslerle bu muhteşem rüyayı görmüşüm.Alkışlar bana..Korktum ama korktum..

Belki de artık kitap okumalıyım..

Hiçbir şey  yapmama dalında ödül verilseler alırım. Hiç kaçırmam.4'ten bu yana tek yaptığım şarkı dinlemek Facebook'a girip tiksinmek, Twitter'a bakıp sıkılmak. Mailime bakıyorum ara sıra ama işte o da sıkıcı beeeee. Kitap mı okusam?, dvd mi alsam?.Para batmaya başladı. yeminle yaa.. her gün film izliyorum bir de dvd alayım bari ben filan yapıyorum. İşte can sıkıntısı, bu sıralar bir buraya bir şeyler yazmak oyalıyor beni. o iyi bence.
Kitap eleştirisi, film değerlendirmesi işine mi girsem blogda??? 
Hadi bir şarkı paylaşayım en iyisi..Hemde Türkçe sözlü bir parça, pek sevdim ben.TIK


Network

Network filmini izleyip Ohaa len diyen bir sürü insan vardır sanırım. İşte bende onlardan biri oldum.İnsanlar 70'li yıllarda neler yapıyor bir de bizim şimdiki halimize bakın filan gibi klişe bir şey demicem ama Şu ana kadar izlediğim en iyi medya- izleyici eleştirisi idi.

10 Ağustos 2012 Cuma

İnternet ortamı veryansınlarım.


  • Annem dün "sen ne kadar çok müzik dinliyorsun öyle" dedi, "eee yani" dedim.Sigarayı azalt der gibi, içkiyi bırak der gibi dedi, anlamadım..
  • Umursamaz olmayı öğrenmek önemlidir bence.Bu gün ders 2 saat sonraya alınmış ve birçok kişiye haber verilmemiş, millet isyanlara geldi, sinirlendi. Ben oturdum çay içtim, dergi okudum, arkadaşla geyik yaptım. Sonra teyzenin biri gelip dersin geç yapılması sizi de etkilemedi mi? tarzı bir soru sordu. Bende ki cevap "hımmmm yok yaaa" dedim kadın şok olup geri gitti.İşte garip. Bahsettiğim şey her şeyi kabul etmek demek değil ama her şeye isyan nedir yaa?? Böyle her yerde hakkımı ararım ben bilinçliyim, ben söyleyim ben böyleyim diyen insanların ağzına kürekle vurmak istiyorum
  • Bazı insanları görüp hala böyle kişiler var mı diyorum. Mesela ayağında halhal olan teyze, Evil şarkısı söyleyen kız, "Akdeniz akşamları"nı dinleyen insan, olmaz olsun..
  • İnsanlardaki farklı olma takıntısı nedir mesela?? Neden herkes farklı olduğunu düşünür? Bir de şu laf ne büyük klişedir. "Ayyyy bir tane aklı başında adam olmaz mı etrafta? Bir tane normal insan göster bana?" bu ve bunun benzeri sözler her grupta fix laflar yani bir tane normal adam??? Nedir len normal adam, bu lafın dendiği her ortamda "ben varım ben normalim" diyorum artık. herkesin kendini anormal, farklı,cool, havalı hissettiği bir dünyada normalim demek ne güzeldir, öyle düşünüyorum. Kimseden bir farkım yok benim bu kadar da iddialıyım.
  • Bazen de bazı insanların özgüvenleri beni benden alıyor. Ama gerçekten "dünyanın tüm özgüvenleri toplanın ve benim vücudumda hayat bulun" diyen insanlar var.Tabii onlar birer süper kahraman..
  • Bir de cool olduğunu sanıp mal olan insanlar var. Kim ne derse desin ben bazı şeylerin terbiyesizlik olduğuna inanıyorum. Böyle insanları iplemiyorum, herkes benim peşimden koşar ben kimseyle uğraşmam, tripleri nedir yaa.... Mesajlara cevap vermemek, maillere bakmamak neyin havası demezler mi adama? İnsanların samimiyetini sorguluyorum da bu aralar ondan bu sözler, gerçi hiç de sevmem böyle İnternet ortamı veryansınları.

biteviye uykusuzum

Benim çok fena başım arıyor. Gerçekten kaç gündür, güneş geçti başıma filan derken cidden öyle mi oldu acaba?? Ayrıca çok saçma rüyalar görüyorum. Tabii uyuyabildiğim zamanlar, genelde uyuyamıyorum. Gece 4'de 5'e kadar insan uyuyamaz mı?? 5'te uyuyup nasıl 9'da mı kalkar insan. Bir de tek akşam yemeği yiyorum. Canım pek bir şey istemiyor.O zaman şarkı paylaşayım. TIK

9 Ağustos 2012 Perşembe

bende bazen abaza oluyorum hem de nasıl..

Şimdi yine ibretlik bir hikaye anlatıcam.Ama bu sefer bir aşk hikayesi. Size senaryo hocamdan bahsetmiştim,(burayı tıklayıp fotoğrafına bir bakın fotoğraftakinden kat kat daha iyi ben daha ne deyim TIK) her neyse bu gün atöltölyeye bir kadın musallat oldu, (musallat oldu dediysem işte yeni gördüm kendisini) 40-45 yaşlarında devasal büyük memeleri olan, zoraki sarışın, yırtık mini kot şortlu, topuklu ayakkabılı.. neyse hocamız geldi, nasılsınız ne yaptınız bıkbık geyiklere başladık Kadın öyle bir astarıyor ki sormayın. " Hocam sizi çok özledim, nerelerdesiniz? hahaha.." "Bu gün ne kadar şıksınız, öyle bir ışığınız var ki..." demeler böyle her lafa karışmalar hocaya laf atmalar saçma sapan bir şeyler sormayın yani anlayın anladınız... Herkes yazıyor gerçi...Yaşadığımız şey tam olarak bu TIKTIK.... İşte bir ben ve benim atölye equrilerim Ayça ve Serenay hariç, biz hariç dediysem bu bizim cool olmamızdan, erdemli yapımızdan, eğitim aşkımızın ön planda olmasından filan değil hocayla konuşacak konu bulamamaktan.. acı ama gerçek. Utanıp her lafa anlayamıyoruz, hocayla konuşcak mantıklı bir konu da yok..çareler çaresiz imkanlar imkansız.. Derste sürekli bir Allahla konuşma modundayız, Onu sen yarattıysan bizi kim yarattı? neden bu kadar özendin, ne olur yani birimize aşık olsa ??? filan falan iyice abazaya bağladık Mesela senaryo örnekleri okuyoruz, "Harry Şeytanla bir anlaşma yapar, ruhunu şeytana satar.."yazıyor Serenay kenardan "Emre ile 10 yıl için bende satarım hacı."diyor bizde salak salak "hee yaa" filan yapıyoruz. Yukarıda fotoğraf mesela, utanmasak öyle oturucaz zaten böyle bir gözünle yeme durumumuz var, hocaya biribir şey diyor. hayy yavşak yaaa yapıyoruz.İşte kendi aramızda bu geyikler devam ederken bu gün aniden harekete geçme kararı aldık.Bu kararımızda koca memeli kadının payı büyük.Yaa hadi be konuşcak mantıklı bir şey bulalım dedik ve Bingo ben buldum. Bizim okulda yapılan mimarlık konuşmalarına kendisini davet edebilirim demi yaa işte bu fikri kızlara söyledim gittt konuş yaa git konuş dediler amabende bir utangaçlık filan ayy ayıp mı olur yapmalar. Tabi gene mala bağlayıp seviyorsan git konuş seviyorsan konuş aaaa aşkta gurur olmaz aaaa git konuş filan diye en arabesk sözlerden aldığım gazla gittim kendisini mimarlık fakültesinde konuşmaya davet edicem boru mu??? abazalık ve sempatiklik arası heyecanımlan, "merhaba ben sizinle bir konuda konuşcaktım.." ama ses gitgide düşüyor hsktir dedim heyecan yaptım heyecan.. Böyle gülümsedi oturun dedi tam karşısına oturmaya çalışırken ben kalemi yere düşürdüm bokk. Oturamadım bir salak hareketler... Anlattım Aaa çok mutlu olurum,dedi hangi konular üzerine olabileceğinden filan bahsettik sonunda "Tamam o zaman  mail adresimi vereyim" dedi. Ama yazarken elim titrer diye korktum. Evet sevgili okuyucular, boktan bir konuda heyecan yaptım bir de böyle  hocayla konuşan kızlarla kadınlarla dalga geçtiğim filan düşünülürse benimki hepten ayıp len demi neyse bu korkunun verdiği boktan telaşla siz yazar mısınız? dedim sonra da tekrar yerime oturdum. Tabii equrilerim benle gurur duydu. Artık istediğim an ona mail atabilirim. Konuştum, mail adresini aldım filan de öyle hiç içimde bir mutluluk, bir aşk ateşi, bir duygu karmaşası, suratta bir gülümseme, bir salak bakışlar filan hissetmedim. Kendimi iyi bile hissetmedim bu ne lennn ... ne hani bir elektrik alma bile olmadı ki adam trafo yani elektriğin allahını almam gerekiyordu ama yok yani.Meğer benim için o sadece bir sex objesiymiş.Elim de aç olduğumdan titredi galiba.
Bu hikayedeki ibretlik kısım " atölyeye aç gitme, her gördüğüne aşık oldum sanma, efendi ol akıllı ol abazalığa luzüm yok. ve ve yakışıklı hoca konsantrasyonu bozar arkadaş hem de nasıl..."

8 Ağustos 2012 Çarşamba

Şarkı paylaşayım bari..

Böyle blog yazmak ne rahat iştir demi, istediğin zaman yaz istemediğin zaman yazma filan.Benim de başıma güneş geçti sanırım.İşte ne desem...Şarkı paylaşayım bari  TIK

7 Ağustos 2012 Salı

Ne yapmaya çalışmışız da olmamış??

Bu fotoğrafları gördüm biraz önce ne yapmaya çalışmışız da olmamış ben böyle hepsi birbirinden garip 3 poz çekmişim.

hebelehebele heleyoyyy filan..

Ayyy çok sevinçliyim. Böyle içimde kelebekler uçuşuyor sankim mutluluktan heyoo.. Bu gün bir gömlek aldım.100 bilmem kaç tl den 35tl'ye düşmüş, tabiki bütün sevincimin sebebi bu değil, sonra fuhatla konuştum.-Fuat'la konuşmak hep iyi gelir ki bana hem de saçma geyikler filan yaparsak-Yeni şarkılar dinledim sonra kitap okudum. Denişik denişik kararlar aldım ve birden çok mutlu oldumm.

Eski şarkılardan dinledim biraz

Akşam müzik dinlerken exfm'den -ki tavsiye ederim kendinize liste oluşturuyorsunuz, last fm kadar gelişmiş değil ama kullanımı kolay, idare eder bir yer ben salak olduğumdan last fm de şifremi unuttum sonra erişime kapatıldı yok şudur budur iplemedim bende şimdi buradan dinliyorum.Hemen adresimi vereyim TIK 
İşte şunu düşündüm  bazı şarkılar vardır onlar çocukluk şarkılarımızdır duyunca seviniriz,hüzünleniriz yada daha başka olmadık salak hislere kapılırız da bir yerde duyunca radyoda filan dinleriz sesini açarız özlemişizdir filan.., işte benim için öyle olan şarkıların bir listesini yapayım dedim. Ne kadarı aklıma gelir bilinmez ama gelenlerden..
  1. Rosey-Love hayatımda dinleyip dinleyip usanmadığım şarkıların başında gelir kendisi. ,
  2. Titiyo- Come Along, pek güzeldir kadın kızıl deriliymiş mesela gereksiz bilgim.
  3. Şebnem Paker-Dinle ,ve  Rengin-Aldatıldık  (90lar gecesi filan yapsalar ilk çalacakları şarkı budur..)
  4.  Röyksopp-What else is there? klibini korku filmi gibi izleyip, ohaa len ne güzel dediğim şarkıdır.yer yer gene liste başı oluyor şaşırıyorum.Geçtiğimiz haziran en çok indirilenlerdeydi filan yani yuh dedim.
  5. Robbie Williams-Supreme ama ben bu adamı severim yani çocukluktan bazılar ıyyy ööyyyykkk Robbie mi? o adam çok itici filan diyorlar ki dediler buradan onlara sesleniyorum kendinize bakın len, demeyin öyle üzülürüm. Ben bazı sanatçılar için ciddi ciddi kavga filan ederim.Yok o kadar değil tabi ama hoşlanmam laf ettirmem, Ergen damarım tutar terslerim filan, Çok hassas olduğum insanlar var (bknz: Freddie Mercury)
  6. Kylie Minogue-Can't Get you outof my head, Bu kadını da çok severim.
  7. Ebru Yaşar-Bu sahilde  bence hepimiz bunu dinledik yaa
  8. Zuhal Olcay-İyisin  dün radyoda duydum tekrardan çok tatlı bir şarkı bence..
  9. Bizde kaseti olması sebebiyle Nazan Öncelin eski şarkılarını çok severim( özellikle aşık değilim olabilirim şarkısını yer yer söyler mutlu olurum), sonradan bozdu bence kendini..
  10. Tam olarak çocukluk şarkısı olmasa da ben liseye başladığım yıl daha okulun ilk günü hocaları tanıttılar, okulun başarılarından bahsettiler neyse sonra artık en son öğrencilerimizin hazırladığı bir dans gösterisi dediler ki ben de allah ya yine halk oyunları gibi bir şeyse offf bok filan yapıyordum ki Black Eyed Peas'ın şarkısı son ses klipteki Fergie gibi giyinmiş kızlar. Aynen klipteki gibi deli dehşet dans etmeye başladılar. Ben öyle kıyafetler dans filan, öyle 23 nisan gösterisi gibi de değil. Daha önce böyle danslar filan ancak Amerikan filmlerinde filan gördüğümden, işte o gün hangi Amerikan filmindeyim diye düşünmüştüm. Dumur ve şok. Danstan sonra yeni gelen tüm erkek öğrencilerin suratında bir gülümseme ve mutluluk..  Sonra o kızlara ne mi oldu? Doktor filan oldular. Bok yanii...

6 Ağustos 2012 Pazartesi

Batman'e akrostiş şiir bilem yazarım.

Bu gün kardeşimle oturup deli deli Batman izledik.Yarında gecikmeli bir şekilde sinemaya gideceğiz. Benim Eskişehir'de olmam sebebiyle kendisi de gitmemiş. Tatlı çocuk şimdi.. duygulandım. Aramızda şifre bu bizim kardeş kardeş vizyona giren tüm Batman'lere beraber gittik biz. Bruce Wayne bizim manevi kardeşimiz gibi, ben size daha ne deyim.Ne kadar salağız artık siz anlayın.Ayrıca söyle tespitler yaptım Tim Burton'ın Batman'inde Joker olmasaydı izlenmezdi. Yani Jack Nicholson olmasa Batman pek para etmez ışık yok yani çok göremedim, ama ama Christian Bale öyle mi ?
Not: Başlıktan da anlaşıldığı üzere öyle bir şey yapmadım ama yaparım yapabilirim.Varoşum ben..

hmm nerde??

Biraz önce yemekte annemle aramızda şöyle bir konuşma geçti:
-İlk defa bu kadar net gördüm, akşam yıldız kaydı, anne ama böyle bir ışık vardı...bıkbıkbık ( ben böyle heyecanlı filan anlatıyorum ki sormayın gitsin. Annem de gayet sakin )- hımm nerde? tabi sinir oldum yıldız kaymış diyorum nerde diyo kadın  -Bahçede dedim. - hmm iyi ne güzel. dedi ve konuşmamız bitti.Çok acıklı değil mi?

5 Ağustos 2012 Pazar

Türk Pop Müziğinin Postmodern değerlendirmesi

Şöyle ki bu yazıyı bir yıl önce belkide iki oldu bilemiyorum. o zamanlar yazdım. Fuatta mail atmıştım. Türkçe müzik dinlemiyorum diye aramızda çıkan tartışmalar o zamanlar daha ateşliydi bende dinleyip bir yazı yazayım demiştim. Tabi başlığa bakıp ne alaka lenn diyebilirsiniz? ama o zamanlar Postmodern ne demek tam bilmemekle beraber deli dalga geçerdim. Her yazdığıma bilmemnenin postmodern değerlendirmesi der, ayyy çok postmodern, bu gün çok postmodern kalktım gibi geyikler yapardım. İşte cahillik = mutluluk örneği bu değil de nedir? Bir de üşenmeden böyle başlıklara filan ayırmışım. Bok yani..


1) en çok hayal gücümü zorlayan sarkılar 
     Ebru Gündeş'ten  "kızıl mavi" ....nasıl üzüldüm nasıl üzüldüm bilemezsin uyandım bir sağa döndüm bir sola döndüm görsen ölürdün (sağa sola dönerken felç geçirdi sanki) gidemezdin (gitmesini engelleyecek kadar önemli bir şey olmuş sağa sola dönerken) başımın ucunda tek kelimelik ayrılık büyük harflerle sessizce çıkıp gitmiş(?) büyük harflerle çıkıp gitme nedir lenn??? elinde tutuğun karar bense sanık cezam müebbet tek sorun yalnızlık biraz kızıl biraz mavi... ( renklerin konuyla ne alakası var ki) 
bknz.aynı şekilde hayalgücünü geliştiren şarkılar ali babanın bir çiftliği var çiftliğinde koyunları var birazı kızıl birazı mavi..

      Serdar Ortç. "elimle açtım kalbi ? kalbini? kalbimi? elimle çizdim aşk " şarkısı serdar ortacın eliyle açmaya çalıştığı şey muhtemelen kalp değildi diye düşünüyorum

2)en anlamlı sözler sahip hayat dersi veren sarkılar
      Nil karab. "kek" insan neler yapar isteyince bu bir şey değil düşününce.. kadın haklı beyler kek ne yaa??
      nazan öncl. " omzumda ağla" bu güne kadarmış buraya kadarmış deyip de gitme ikimiz için gel hatırım için kal..
      sezen aksu  "seyirlik değil ömürlük olsun.".şarkısı projelerimi yönlendiren bir şeydir, tasarım ilkemdir.
      
      banu alkn. "nere mi? nere mi? (hayat dersi anlamında herkesin bir neremisi neresisi vardır.)

3)en tehdit dolu  argo sözlü sarkılar
   gükşen "önsöz"  vasat aşklardan geçenleri sarsa bilir şiddeti aşkımın (vayyy) severse soldan silerse sağdan inersin hoppa dönerse gözüm daha bunlar ne ki göreceklerinin yanında kalır önsözüm (vayyyyy)  çok iddalı ve korkutucu 
   demet akln "unutup acımı alıcam öcümü" derken çok fena..
   sıla "..dan sonra" evet kaşımın üstünde gözüm var .. kendine güvenen söyle gelsin..    ister gelirim ister gelmem hesap mı vericez bundan sonra bıııııııııp sözünden dönen namert çıksın..(bu şarkıyı dinlerken mavi tuvalet terliğini sılanın ağzına vurasım geliyoo)
not: sıla bu parça ile çıkış yapıp daha sonra nasıl köşe yastığı kenar süsü gibi domestik ev hanımı şarkıları yaptı anlamadım. Nitekim fizz'den şarkılarına baktım ben.

4) en seksi +18 şarkılar
    sıla "sevişmeden uyumayalım" ister kırılıp dökülelim ister yok olup dirilelim ama sevişmeden uyumayalım dediği için çok cesur ve azgın buldum kendini..
    nil krb "bu mudur?" çok masum görünsede sözlere dikkat!!! kalbim vurulmuş mudur çarpıp durmuş mudur....filan falan.. yanıp sönerken ne güzeldi ne güzeldi kayıp giderken ne güzeldi ne güzeldi ( pes doğrusu kadına kayyıyorlar  )  
    ayşe özylmz. " senin ki yaptı bana alerji şarkısı. ...neyin alerji yaptığı konusunda şehir mitleri var..
    ayrıca bknz. sevmek bir ömür sürer sevişmek bir dakika ( sevgilide bir erken b.olma durumu var sanırım.)

5) en çok içinizde cevap verme hissi uyandıran şarkılar
     bknz .sevmekten kim usanır? seni bu dünyada en çok kim sever? tarzı şarkılar

Bunları okuduktan sonra dedim ki, ben aslında piyasaya gayet hakim biriyim, deli pop müziği tüketicisiyim bu Serdar ortaç olmuyor da Madonna oluyor diye daha mı nitelikli şeyler yapıyorum.Tabi ki Hayır, birkaç yabancı grup bilen herkes kendisini müzik bilgisine vakıf sanıyorlar ya orası da ayrı, Led Zeplin, Queen, Rolling Stone dinleyen bazı insanlar bir havalara giriyor sormayın . Yaa yapmayın. Komik oluyor bence...Kendimle ilgili de Living in a material world And I am a material girl  diyorum.


Daha mimarlığın içi dışı var sanan insanların bünyesi nasıl "Hacimli Saçlar Uzmanı" diye bir mesleği kabul eder aklım almıyor

Reklamların insan üzerindeki etkisini inceleyen bir bilim dalı var mı? Şöyle ki reklamları izleyip acaba gerçekten insan üzerinde ne gibi etkileri var diye düşünüyorum.Nasıl etkileniyorum acaba? Çıkmayan lekeleri görünce korkuyor muyum ? Anne olunca tül perdelerin beyaz hatta bembeyaz olmasını daha çok mu önemsicem, şimdi de mi önemsiyorum? içten içe len perdeler iyi ki beyaz mı diyorum.Yada dondurma yemek sevgiliyle olan bir şey midir? Çikolata yerken kendimizden mi geçmeliyiz? Coca cola reklamları iyiyken, pepsi neden reklam yapamıyor? Yada reklamın iyisi kötüsü olmaz diyerekten, hazır kötü reklam yapıyoruz devam mı edelim diyorlar?Hacimli saç ve beyaz diş mutluluk demek midir? Hacimli saçlar uzmanı diye bir şey var o nasıl açıklanır? Daha mimarlığın içi dışı var sanan insanların bünyesi nasıl "Hacimli Saçlar Uzmanı" diye bir mesleği kabul eder aklım fikrim almıyor mesela. Ne işle meşgulsünüz sorusuna biri  Hacimli saçlar uzmanıyım diye cevap verse kıçımla gülerim.
O değil de reklamlarda yapılan en cesur şey özel gününde olan kızın beyaz pantolon giymesi değil de nedir? İnanın beyaz pantolonum yoksa sebebi ped reklamlarıdır, Aaaaa kıza bak beyaz pantolan giymiş özel gününde filan derler arkamdan deyi korkumdan giyemem.
Benim Babam Toyota gibi adam demek babaya hakaret değil de nedir? Çocuğu olan her ünlü bebek bezi, çocuk maması,bilumum çocuk bir şeyleri reklamında oynamak zorunda mıdır? Nar suyu içmek isteyen kızın giydiği ne len..asdgfhjkl, sanki aya gidiyor.Denizbank reklamlarındaki Robinson ıssız adayı gözlerimizin önünde köy yaptı, bankamatik filan var, şehir olma yolunda ilerleyen ıssız adanın bir esprisi yok...
Gerçi neden yadırganır ki daha çantasından çamaşır suyu çıkaran Ayşe teyze filan gördük biz. Yumurtanın bir tarafını ipanayla diğer tarafını fırçalamayarak diş macun reklamı yapıldığı günler dün gibi, sanki diş macunuyla yumurta fırçalıyoruz bok yani. Yüzümüzün bir tarafını dovela diğer tarafını sıradan sabunla yıkıyoruz. Sabah yüzünü yıkamaya üşenen insanlar olarak kim yapıyor bunu, şahsen ben yapmam.Birde yüzünün yarısı nedir len? hadi sabun alerji filan yaptı yüzünün yarısı...Ayyy bok.. Tabi bir de sıradan sabun ne, hangi sabun sıradan??. Bulaşık deterjanlı reklamda bulaşık suyuna buz koyuyorlar ama hala çok bulaşık yıkıyor, kurumuş lekeler filan çıkıyormuş muşummuş. Birincisi o kadar kadın ne diye bulaşığı bekletip kuruttunuz demezler mi adama, ikincisi de ben hayatta kim daha çok bulaşık yıkayacak, yok lekeler çıkacak yok yok ışıl ışıl olacak deyi deyi boktan sebepler için o kadar bulaşığı yıkamam, öyle bir sidik yarışına da girmem. Makinenize güveniyor musunuz? filan diye kapıya birileri gelse almam içeri, özelim len açtırmam makinemi. Sonra yok kireçli, yok bakmadın mı makinene sen ? tarzı rencide edici şeyler diyorlar. Kireç benim makine benim, benim derdim seni mi gerdi demi ama aaaaaaaaaaa?


Olan biten hiçbir şey de yok..

Bu gün gayet mutsuz kalktım.Olan biten hiçbir şey yok ama olmayan şeylerde insanın moralini bozabiliyor sonuçta, aklıma bu kronik mutsuzluk anlarımda Pollyanna geldi. Küçükken okumuştum ama sonunda ne oldu hatırlamıyorum??? Mesela Pollyanna ergenliğe girdi mi? Üniversteye gitti mi? , hiç çekçekli valizinin sapını kopardı da bana mısın demedi mi? bilgisayarı çöktü mü? sıcakta gömleğin altında sırtı yanıp ölümüne acıdı mı?  çıktı almak için sıra bekleyip çıktıya bütün mal varlığını yatırdı mı? sevdiği çocuğun başkaları ile çıktığını gördü mü her seferinde, ve tüm bunlar olurken hep mutlu mu oldu? O zaman üzerine bir de bu şarkıyı dinleyeyim.

4 Ağustos 2012 Cumartesi

Eğlenmek mutluluk değildir.

Bu gün izlediğim bir diğer film Vivre sa vie "Hayatını Yaşa" demekmiş.Filmin başında "Her şeyi başkalarıyla paylaşsan da özünü hep kendine sakla" diye bir söz çıkıyor zaten müziği o kadar etkileyici ki, sonrası da bir o kadar kasvetli,12 bölümden oluşan bir hikaye, konusu çok basit ama o kadar yoğun işliyor ki geçen konuşmalar kavramlar hep insanı düşündürüyor.Mesela Nana kafede arkadaşına:
"bence yaptığımız her şeyden biz sorumluyuz, elimi kaldırıyorum ben sorumluyum, başımı çeviriyorum, mutsuzum ben sorumluyum, sigara içiyorum ben sorumluyum, gözlerimi kapatıyorum ben sorumluyum, sorumlu olduğumu unutuyorum ama öyleyim, kaçışı yok bunun, herşey güzel bence, sadece olayların ilginç yanlarını görmelisin, sonuçta her şey neyse odur, mesaj mesajdır, tabak tabaktır, adam adam, hayatsa yine hayat..." diyor. 
Sonra Jeanne d'arc'ını izlerken ağlaması  filan ne kadar anlamlı. "konuşmak zorunda mıyız? İnsanlar neden konuşurlar?" gibi soruları sorması, filmin bir bölümünün fahişelik ile ilgili kuralların, uygulamaların bir belgeseli gibi olması,geneleve alınmak için yazdığı mektup, boyunu karış karış ölçüp hesap yapması "22 yaşındayım, güzel olduğumu düşünüyorum, saçım kısa ama çabuk uzar "gibi şeyler yazması mektuba içinde bulunduğu durumun özeti değil de nedir.Onuncu bölüm olması lazımdı bir de  Eğlenmek mutluluk değildir gibi bir şey geçiyordu.Böyle bölüm başladıktan sonra da onu düşündüm. Bazı kavramlar böyle çok iç içe ki, eğlendiğimiz zaman mutlu mu oluruz? yada aslında eğlenerek mutsuz olduğumuzu mu unutuyoruz? Böyle bir sürü kafa karışıklığı içinde bitti film.